Aşkı bir film sanmak, kızın; güzelliği, gülüşü, hassasiyeti ve duygusallığı.. Erkeğin güçlülüğü, sertliği, duygusallığını dışarı belli etmmk için kullandığı görünmez duvarı, kıza olan hassasiyeti, hep bir adım önde olması, ve birbirlerini ilk andan beridir yoğun bir sevgiyle sevmeleri... ben aşkı böyle bilir, böyle izlerim gerçek olamıycak kadar zordur aslında. Zaten 18. yüzyılı anlatan bir filmdir, ozamanlarda yaşamayı herzmn hayal etmemın sebebi bu eksikliğimdendir. 21. yüzyılda birbirlerine saygı, sevgi yerıne insanların düşündükleri, değer verdikleri şeyler farklıdır, birbirlerini kolayca kıra bilirler, düşünmeden konuşabilirler, ve buna senin samimiyetine inandığım için deyip seni kendinle başbaşa soğuk bir sorgulama çukurunda bırakırlar. Fazlamı samimiyetsizim, fazla düşünceli, fazla takıntılı, yada fazla yanlış insanmıyım, neyim ben? Aslında her konuda bu yüzden etiketlendiriliriz; güzel kız, zengin çocuk, kibarda, aaaa bir etiketi eksik hiç bir kadınsılığı yok, ama yinede idare eder bu devirde böylesini nasıl bulucam, etiketlerini topladığımızda kaliteli olduğunu anlarız. Kalite? Aşk? Birbirlerinden ne kadar zıt iki kelime, aşkın anlamını öldürüyoruz belkide, yada doğa bilicek bir aşkı. Bu yazıyı yeni tanıştığım bir çocuga hitaben yazıyorum, (pek degersiz ama 'point' i ilham verici) samimiyetime inanıp bana 'sence sevgililerin hesabı nasıl ödemesi gerekir' sorusunu soran o çocuğa yazıyorum, düşündürüyor aşk artık farklı bir boyuttan bakman gereken bir mantık portresimi, yada yeni nesil aşk bumu? Manevilikten önce maddiyatın daha çok merak uyandırdığı bir kalp. Mevlana şöyle der, aynadır ten can için, can ten için, lakin olmaz can gözü her kimsenin, belkide yoktur can gözümüz, belkide birbirinden farklılardır. Belkide birbirine olan meraklari bu yüzdendir. Kim demiş manevilik ve maddiyat birbirlerini hiç sevmez, kim demis anlasamazlar.
<point is: anlasamazlar ben diyorummmmm>